b - Ünlü Radyestezist B. BIeton ve Çalışmaları
1740 yılında doğan Bleton'un radyestezi yeteneğini, daha henüz çobanlık yapan küçücük bir çocukken nasıl keşfedildiğini, 1781 yılında yazılmış olan ilginç bir mektuptan öğrenmekteyiz:
«Bletotı, 7 yaşındayken, bazı işçilere yemek götürmüştü, bir taşın üstüne oturduğunda, üzerine ateşli bir hal ya da baygınlık hali gelmişti; işçiler onu kendi yanlarına götürdüklerinde, baygınlık geçmişti, fakat taşın yanına geri gitti her seferinde tekrar rahatsızlanıyordu. Bu olay Chartreuse 'ün Başrahibi'ne anlatılınca, olanları kendisi de görmek istedi. Böylece, olayın doğruluğuna kanaat getirince, taşın altındaki toprağı kazdırttı. Orada bir pınar buldular, ki bu pınar, hala daha bir değirmen döndürmek üzere kullanılmaktadır."
Bleton'un radyestezi tarihindeki yerine özellikle önem kazandıran husus, üzerinde uzun süreli ve nispeten başırılı bir dizi deney uygulanmış olan ilk radyestezist olmasıdır. Üstelik, bu deneylerin bazıları, günümüzde 'çift kontrollü' diye bilinen şartlar altında yürütülmüştür -yani, ne Bleton'un kendisi, ne de deneyci, keşfetmeye çalıştığı şeyin yerini bilmiyorlardı. Söz konusu deneyci, XVi. Louis'nin doktorlarından biri olan Pierre Thouvenel'di. Thouvenel, genç yaşta, Fransa'nın maden suları müfettişi olarak görevlendirilmiş ve 32 yaşında da radyestezi araştırmalarına başlamıştı. Thouvenel'in bu atılımı, akademi çevrelerinin nefretini kazanmasına yetti ve düş kırıklığı içinde öldü. Geride bıraktığı, 'Tıbbi ve Fiziki Hatıralar" (Memoire Physique et Medicinal, 1781) ve "İkinci Hatıralar" (Seconde Mernoire, 1784) adlı iki kitabı, radyestezi üzerine yapılan ilk bilimsel deneyleri içeren paha biçilmez kaynaklardır.
Bleton'un, bu deneylerin birinde, kendisinin denendiğini dahi bilmediğini görüyoruz: "Tek kemerli bir taş köprü üzerinden, Nancy'ye su taşıyan dört küçük ahşap su kanalı geçer. Tümüyle toprak ve bitki örtüsüyle örtülmüş olan bu dört sıra borunun kesin yerlerini, araIarındaki açıklığı ve yeraltındaki derinliklerini, sadece, Bleton'ı hiç görmemiş olan mühendis biliyordu. Bu konuda, Thouvenel'e gizlice bilgi vermişti, ki Bleton bundan tamamiyle habersizdi. Sonuçta, civarda çeşitli deneyler yapıldıktan sonra ve yeni bir deneyin yapılacağı kendisine açıklanmadan, Bleton, eve dönüyormuş gibi yapılarak, bu köprünün üzerinden geçirildi. Bleton, köprüye varmazdan az önce, bastığı yerin altında akan bir suyun bulunduğunu belirtmiş ve bu his, kısa aralarla köprüyü geçerken ve köprünün 1,5 ya da 2 m. kadar önündeyken devam etmişti. Bir kaç kez adımlarıni geriye doğru izledikten sonra, o dört kanalı belirgin bir şekilde saptamış ve birbiriyle öylesine yakın olmaları karşısında hayretini çizilememişti. O zaman, kendisine, saptadığı şeyin su kanalı olarak kullanılacak şekilde yapılmış içi boş dört ağaç gövdesinden ibaret olduğu açıklandı.
Bir başka seferinde, bir Fransız Başpiskoposu, yerin altına su boruları gömmüş ve (-çağımızda uygulanan bu tür deneylerin bir öncüsü olarak-) bu borulara sevkedilen suyun gizlice, bir kesilip, bir akıtılması için bir de düzenleme yapılmıştı. Su aktığı zamanlarda, Bleton, hiç yanılmaksızın, boruların izlediği yolları saptıyor, su kesildiğinde ise, hiç bir tepki göstermiyordu.
Kırk yılı aşkın bir süreyle radyesteziyle uğraşan Bleton'un bu çalışmalarının, zamanında kendisini eleştirenlerin sürekli olarak idda ettikleri şekilde şans eseri başarı ya ulaşmış olması im­kansızdır. Bu başarılı uygulamaların sadece adedi dahi bu savı çürütmeye yeterli olduğu gibi, ayrıca, Bleton'un çalışmalarının sonuçlarını belirleyen belgeler de son derece etkileyicidir. Bu belgelerden biri, doğrudan mahkeme tutanaklarından geldiği için, özellikle önem kazanmaktadır: Vervains Manastırı'nın eski tapu senetlerinde, bir zamanlar mevcut olan su kaynaklarından bahsedilmekteydi. Ancak, bu kaynaklar artık ortada yoktu. Bu konuyla ilgili olarak açılan bir davada mahkemece verilecek olan karar da, bu kaynakların bulunabilip bulunamamasına bağlıydı. Yerel rahip ve çiftçilerin kaynakları bulmak için yaptıkları çalışmalar başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, Bleton'a başvuruldu. Bleton'un işaret ettiği yerlerde sondaj yapıldığında, Bleton'un tam isabet kaydetmiş olduğu anlaşıldı.
Bleton'la başlamak üzere, su bulmadaki başarıları %90'ln üzerinde olan seçkin bir üstad radyestezistler silsilesinin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu radyestezistlerin çoğu, ayrıca, aynı başarı yüzdesi ile, su kaynağının derinliğini ve debisini de saptayabiliyorlardı. Ancak, Bleton, bu konuda hiç de yeterli olmadığını itiraf etmişti.
c - Ünlü Radyestezist J. Mullins ve Çalışmaları
19. yüzyılda, işte bu üstad radyestezistlerden biri de bu kez İngiltere'den çıkmıştı. 1838 yılında, Chippenham kenti yakınındaki Coleme'de doğan John Mullins, bir taş ustası olarak yetişmiş, radyestezi yeteneğini 21 yaşındayken keşfetmiş ve 44 yaşına kadar da radyesteziyi hep ikinci planda tutmuştur. Ancak, o yaştan başlayıp, 12 yıl sonraki ölümüne kadar, 5000'i aşkın başarılı su bulma ve kuyu açma operasyonunu gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalarını da, özel olarak yayımladığı iki küçük 'kitapta toplamıştır.
Kendisini tanıyanların, son derece açık sözlü, dürüst ve yapmacıksız bir kişi olduğunu söyledikleri Mullins, defalarca, jeologlar ile diğer uzmanların masraflı çabalarının hiç bir sonuç vermediği vakalarda başarı ya ulaşmıştı. Yorkshire, Rauceby'daki arazisinde 105 m. derinliğinde bir kuyu açan ve su bulamayan General Sir Mildmay Willson, ününü işittikten sonra, Mullins'i çağırtmıştı. Mullins, General'e, aynı kuyuyu 300 m. derinliğine kadar açsa dahi su bulamayacağını söylemiş, arkasından da, yakındaki daha başka noktaların açılmasını salık vermişti; buralarda, yüzeyin hemen 3,5 m. altında su bulunacağını belirtiyordu. Bu noktaların üçünü derhal deneyen General, hepsinden de ba­şarılı sonuç alınca, Mullins'ten diğer bir çok arazi sahibine de bahsetmişti. Generol Willson, «Şahsen, Mullins'in yanılmış olduğu tek bir vaka dahi hatırlamıyorum,» diyordu. Mullins, müşterilerine, su aramak için gidip de su bulamadığı vakaların çok olduğunu, ancak, suyun mevcudiyeti hakkında olumlu bir belirti bulduğu zamanlar da hiç yanılmamış olduğunu açıklardı. Müşterilerinden biri, "Mullins bununla hiç övünmez, sadece nasıl olduğunu anlayamadığını söylerdi,» demişti.
Mullins, hiç bir zaman, jeolojik katmanları gösteren haritalar gibi kendisine enformasyon sağlayabilecek ayrıntılarla ilgilenmez, tamamiyle fındık ağacından yapılma radyestezi çubuğunun belirlediği kanıtlara dayanırdı. Tipik bir uygulama sırasında, « ... geldiği noktaların üzerinde, çubuk, rahatlıkla gözlemlenebilecek bir şekilde, hafifçe ve kendiliğinden eğilmişti. Bu nokta işaretlenmiş ve aramaya devam edilmişti. İki ya da üç yerde daha, benzer belirtiler ortaya çıkmıştı. Bir noktada, redyestezi etkisi öylesine belirgindi ki, çubuk, tam bir daire çizerek döndü.. ve kırıldı. Bu hareket, gene kendiliğinden olmuştu. Şirket, belirtilen yerlerden birinde kuyuyu açtı ve suyu bol olan bir kaynak elde etti» Mullins'in en ünlü ve en iyi belgelenmiş olan radyestezi çalışması, Sir William Barrett tarafından SPR adına tüm ayrıntılarıyla incelenmiş olan bir vakaydı. 1888 yılında, Waterford'daki (irlanda) bir şirket, mevcut olandan daha fazla suya ihtiyacı olduğundan, aralarında G.H. Kinahan gibi ünlü bir jeoloğun da bulunduğu uzmanlara başvurmuşlardı. Neticede, 1324 Sterlin masraf yapılarak, üç sondaj kuyusu açılıp da hiç bir sonuç alı­namayınca, Mullins çağırılmıştı. Mullins, çalışmaya başladıktan bir kaç dakika sonra, bir noktayı işaret ederek, 25-30 m. derinlikte saatte en azından 7000 litre su alınabilecek bir su hattı bulunduğunu bildirdi.Yapılan bir sondaj sonucunda, bunun, her zamanki gibi, doğru olduğu anlaşılmıştı: Açılan ilk kuyadan, 24 m. derinlikte saatte 7500 litre su çıkarıldı. Operasyon sonrasında Kinahan'ın verdiği raporda, Mullins'in radyestezi yeteneği ve gücü övülüyordu, Kinahan, sözkonusu kuyunun, o sahada jeolojik olarak bulunma ihtimali olan iki su hattından biri olduğu daha sonradan keşfedilen bir su hattı üzerinde açılmış olduğunu ka­bul ediyor ve şöyle diyordu: « arkadaşımız Mullins, her ikisin de sezgi ile buldu, ki bu, ya suyun kokusunu alma yeteneğine sahip olmasından ötürüdür ya da suyun, sinir sistemi uzerinde öyle bir tesiri vardır ki, bu tesirin etkisiyle, suyun yanına yaklaştığı zaman, uzaklığını ve debisini söyleyebilmektedir ... Gerçek sonuçlar bakımından başarısızdım ve radyestezist benim gözümü açtı»
d - Radyestezi ile Tarihsel Olayların İzlenmeleri
Radyestezi'nin, ta 20. yüzyılın başlarına kadar hemen hemen sadece maden ve su arama amacıyla kullanılmış olmasına rağmen, yine de zaman zaman daha başka amaçlarla da uygulanmış olduğunu görmekteyiz.
Bu değişik uygulama sahaları arasında, alşimik çalışmalara, define avcılığına ve psişik dedektifliğe de rastlamaktayız.
Alşimi ile ilgili kitapların yazarlarının çoğu; sihirli asalar'ın yapımında kullanılacak olan kadim alşimik formüller veriyorlar ve radyesteziden olumlu olarak bahsediyorlardı. Ancak, bu konuda başarılı sonuçların alındığına ilişkin güvenilir hiç bir kayıt yoktur. 17.yüzyılın ünlü Londralı astroloğu William Lilly (1602- 1681), define avcılığında radyestezinin kullanılmasını tavsiye ediyor ve radyestezinin, kendisinin hazırladığı yıldız fallarından bile daha etkili olduğuna inanıyordu. Daha sonraları, Karayib Denizi'nde korsanlardan kalması muhtemel olan gömülü altınları aramaya çıkan define avcıları yanlarına radyestezistler de almışlardı.
Radyestezinin, maden ve su arama çalışmalarının dışına taşan ve majik amaçlardan ziyade pratik yararlar sağlayan daha geniş bir uygulama sahasına kavuşması, Bleton'dan yaklaşık bir yüzyıl önce Fransa'nın aynı bölgesinde yaşamış olan Jacques Aymar sayesinde gerçekleşmiştir. 1662 yılında Lyons yakınında doğan Aymar, daha henüz delikanlılık çağındayken, çevresinde,' su bulma yeteneğiyle tanınmıştı. Nitekim, adını radyestezi tarihine yazdıran asıl yeteneği de, bir yeraltı kaynağını ararken ortaya çıkmıştı: Elindeki radyestezi çubuğu şiddetli bir şekilde bükülünce, Aymar, durduğu yerde bir kuyu açılması için talimat vermişti. Fakat, sondaj yapanlar, su yerine, bir cinayete kurban gitmiş olan bir bayanın başına rastladılar. Daha sonra, Aymar'la birlikte, ölenin evine gidilmiş ve kuşku altında bulunan herkes bir araya toplanmıştı. Aymar, radyestezi çubuğunu, sırayla bu kişilerin üzerlerine doğru tutmuş ve çubuk sadece bir kişiye, bayanın kocasına karşı tepki göstermişti. Bunun üzerine oradan kaçan sanık, suçunu da böylece kabul etmiş oluyordu. Bu radyestezik izleme olayından sonra, Aymar, giderek, suçluların ve katillerin tespiti amacıyla sık sık aranan bir 'psişik dedektif' haline geldi.
Aymar'ın radyestezik izleme çalışmaları arasında en önemli ve ilginç olanı, 1692 yılında Fransa'da olay yaratan ve kendisini de üne kavuşturan vakaydı. Bu vaka, resmi görevliler, doktorlar ve hakimler tarafından ayrı ayrı belgelendirilmiş olduğu ve ayrıca, bir radyestezistin yakın zamanlarda olmuş olayları izleme yeteneğinin kesin bir kanıtını gözler önüne serdiği için, radyestezi ile ilgili olan hemen her kitapta geçer. Lyons'da bir şarap tüccarı ile hanımı öldürülmüştü. İlk önce cinayet mahalline gelen Aymar, sanıldığı gibi iki değil, üç katilin bulunduğunu açıklamıştı. Daha sonra, elinde radyestezi çubuğu ile yaya olarak, katillerin kaçtığı yolu tespit etmeye başlayan Aymar, günlerce, çubuğunun gösterdiği yönü izlemiş, katillerin Rhone nehrini geçtikleri yeri, konakladıkları hanları birer birer bulmuştu. En sonunda, radyestezi çubuğu, Aymar'ı, 230 km. kadar ötedeki Beaucaire kasabasına, orada da kasabanın hapishanesine götürmüştü. Çubuk, hapisanede, basit bir hırsızlık suçundan henüz yeni tutuklanmış olan bir şahsa tepki gösterince, Aymar, katillerden birinin o olduğunu belirtmişti. Aymar'la birlikte Beaucaire'e kadar gelen yetkililer, söz konusu cinayetten hiç haberi olmadığını söyleyen bu tutukluyu, Aymar'ın izlemiş olduğu yoldan Lyons'a geri götürerek, geçmiş olduğu yerleri teker teker kendisine gösterince, tutuklu da her şeyin böylesine belirgin bir şekilde açığa çıkması karşısında dayanamamış ve suçunu itiraf etmişti. Katil, daha sonra verdiği yazılı ifadede, Aymar'ın tespit etmiş olduğu her hususu dcörularmş ve iki kişi olan suç ortaklarının, Pireneler'i aşarak, İspanya'ya kaçtıklarını anlatmıştı. Aymar, kaçan katilleri de izlemesine rağmen, artık çok geç kalınmıştı.
Aymar, daha sonraları, Paris'te bazı salon gösterileri yapmış ve hatta, Conde Prensi tarafından bir takım karmaşık deneylere de tabi tutulmuştu. Ancak, bu deneylerde pek başarılı olamamıştı. .
Aymar'ın, radyestezik 'İzleme'nin yanı sıra, öncülüğünü yaptığı bir diğer sahanın da, harita radyestezisi olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. O tarihlerde, toprak sahiplerinin arasında sık sık sınır anlaşmazlıkları çıkıyordu. Aymar'ın görevi de, kaydırılmış olan sınırların orijinal hattını bulmak oluyordu. Önemli olan husus, Aymar'ın bu işi, arazi üzerinde gerçekleştirdiği gibi, sadece planlardan yararlanmak suretiyle de yaptığına dair kanıtların mevcut olmasıdır. Fakat, Engizisyon, radyestezi çubuğunun sınır anlaşmazlıklarında kullanılmasını
1701 yılında yasaklayınca, Aymar'ın bu tür uygulamaları da son bulmuştu. Bu gün, yaklaşık 300 yıl sonra, Aymar'ın bu başarılı radyestezi çalışmalarını değerlendirdiğimizde, Aymar'ın, gerçekten de, radyestezinin ufkunu su ve maden aramaya yönelik uygulama sahalarının ötesine doğru açan ilk büyük radyestezist olduğunu görüyoruz.
e - Radyestezi Çalışmalarında Sarkaç Kullanımı
Radyestezi'de 'sarkaç' kullanımının kökeni rahipler ve kahinlerin, kehanette bulunmak ve Ruhsal Varlıklar'la irtibat kurmak amacıyla sarkaç kullandıkları kadim çağlara kadar dayanır. Eski Çin Sülaleleri'nden kalan belgelerde, iyi ve kötü alemetleri belirlemek amacıyla, ipekten bir ipliğe asılmış oları bir yüzüğün kullanılabileceğinden bahsedilmektedir. Roma İmparatoru Valens, I.S. 370 yıllarında, sarkaç kullanarak, halefinin adını belirlemeye çalışan bazı kimseleri ölümle cezalandırmıştı. Sarkacın radyestezik kullanımına ilişkin ilk kayıtlara, 18. yüzyılın sonlarında Fransa'da kuyu sahalarının belirlenmesi sırasında sarkaç kullanıldığından bahseden bazı belgelerde rastlamaktayız.
Daha sonra, 19. yüzyılda, Spiritualist çevrelerde, orta çağın 'majik' uygulamalarından kalan ve 'yüzük ve disk' adıyla bilinen bir 'Ruhsal Varlıklar'la irtibat kurma' tekniğinin kullanıldığını görüyoruz. Bu teknik, ipekten bir ipliği n bir ucunda asılı duran bir altın ya da gümüş yüzüğü, üzerinde 'evet' ve 'hayır' kelimeleri yazılı olan ve bir parşömene çizilmiş bulunan bir diskin yukarısında tutmaktan ibaretti. 'Majisyen', önce, danışmak istediği Ruhsal Varlığı, kendine özgü metodlarla çağırıyor ve sonra, ipliği başparmağı ile işaret parmağı arasında tutarak, söz konusu Varlığa sorular yöneltiyordu: Yüzüğün, disk üzerinde yaptığı dönüşler, Varlığın yanıtlarını belirtiyordu.
1850'lerin Fransız Spiritualistleri, yüzüğün yerine basit bir sarkaç ya da çekül kullanmak ve bunu bir şarap bardağının üzerinde tutmak suretiyle bu tekniği basitleştirdiler. Çekülün, bardağın kenarında oluşturduğu darbeler, basit bir şifreye göre yo­rumlanıyordu: Tek bir darbe, 'evet'; iki darbe ise, 'hayır' anlamına geliyordu.
Fransız Doğa Tarihi Müzesi'nin Müdürü olan M. Chevreul, basitleştirilmiş şekliyle bu tekniği incelemeye koyuldu ve üzerinde bir dizi deney yürüttü. Chevreul'un bu deneyleri. bazı Fransız radyestezistlerin ilgisini çekmişti. Bu radyestezistlerin arasında yer alan bir kaç Katolik rahip, radyestezistlerin geleneksel aleti olan çatallı dal yerine, 'daha hassas' olduğunu ileri sürdükleri sarkacı kullanmaya başladılar. Gerçekten de, klasik radyestezi çubuklarıyla yaptıkları deneylerde başarısız olan radyestezisi adayları, sarkaç kullandıklarında sonuç alabiliyorlardı.
Söz konusu Fransız rahipler arasında en ünlüsü, Avrupa'nın en büyük radyestezistlerinden bir diğeri olan Abbe Mermet'ti (1866-1937). Mermet'in, 1890'larda başlayan ve 40 yılı aşkın bir süre boyunca devam eden çalışma yaşamı, radyestezinin muhtemel uygulama sahalarına ilişkin geniş bir bilginin giderek ortaya çıktığı döneme rastlamış ve hatta, bu yeni uygulama sahaları için, gerçekleştirdiği çalışmalarla bir ilham kaynağı oluşturmuştu. Abbe Mermet, maden ve su damarları bulmasının yanısıra, Jacques Aymar'ın öncülüğünü yaptığı 'radyestezik izleme' sahasında uzmanlaşarak kayıp kişileri izlemiş, uzaktan hastalık teşhisi uygulamaları yapmıştır. Bu çalışmalar sırasında kullandığı 'sarkaçla radyestezi' teknikleri, günümüzde aynı uygulama sahalarında sarkacın kullanılma şeklinin ilk örneklerini oluşturmuştur. . Abbe Mermet'in en ünlü 'radyestezik izleme' vakası, İsviç­re'de kaybolan bir çocuğu izlemesi ile ilgili olanıdır. Mermet'in sarkacı, 6 yaşındaki çocuğun bir kartal tarafından kaçırıldığını belirlediğinde, kendisine inanan olmamıştı. Sonunda, kayıp çocuğun cesedini, bir dağın üzerindeki bir kartal yuvasında buldular, çocuğun giysileri ile ayakkabılarında hiç bir hasara rastlanmadığından, oraya kendisinin tırmanmış olması ihtimali de ortadan kalkıyordu.
Radyestezi tarihinin 20. yüzyılın başlarına rastlayan bu döneminde, radyesteziye duyulan ilginin de giderek arttığını görüyoruz. 1912 ve 1913 yıllarında. Fransız Henri Mager, radyestezi üzerine üç kalın kitap yayımladı. Mager, bu kitaplarıyla, rad­yestezide sarkaç kullanımının yayılmasına büyük bir katkıda bulundu. 1920 yılında Alman radyestezistleri, radyestezinin araştı­rılması amacıyla, "International Verein der
Wünschelruten­forscher" (Uluslararası radyestezi Çubuğu Araştırıcıları Derne­ği'ni) kurdular.
Bu yıllarda, dünyanın diğer bir köşesinde, bir radyesteziste, bir resmi görevli olarak iş verildiğini görüyoruz. Hindistan'da yaşayan Binbaşı Charles Aubrye Popson. Ekim 1925 tarihinde, Bombay Hükümeti'nin resmi Su Arayıcısı olarak çalışmaya başlamış ve bir kaç yıl süreyle bu görevde kalmıştı. Bölgede kıtlık vardı ve çiftlikler ile köylerde de sürekli olarak kuraklıktan şikayet ediliyordu. Hindistan'da yayımlanan İndian Journal of En­gineering dergisi, Pogson'un başarılı çalışmaları hakkında şunları yazmıştı:
«Binbaşı Pogson, görüldüğü kadarıyla , su bulmak amacıyla özel olarak yapılmış makinelerin başarısız . olduğu zamanlar da su bulabilmektedir. Bu, ilginç bir durumdur. Binbaşı Poçson’un belirlediği noktalar üzerinde açılan 49 kuyunun, sadece ikisinde su çıkmamıştır. Bu, üzerinde durulması gereken bir başarıdır» Pogson, resmi radyestezistlik görevi sırasında tam 465 yerde su bulmuştu; bunların 196'sı içme suyu olarak, 266'sı da sulama için kullanılan nitelikteydi. Başarı oranı, % 97 olarak hesaplanmıştı. Bombay Hükümeti, 1925-1927 yılları arasında yayımladığı, "Bombay Hükümeti'nin Su Arayıcısı'nın Çalışmaları Hakkındaki Rapor" (Report on the Work of the Water Diviner to the Government of Bombay) başhklı bir dizi raporda, Pogson'un tüm faaliyetini kayda geçirmişti. İngiltere'ye döndüğünde, kavuştuğu ün ve askeri kariyeri sayesinde, radyestezi hakkındaki düşüncelerdeki olumsuz havayı hatırı sayılır derecede değiştirmeyi başaran Pogson'a, sonunda, bir çok yerel devlet kurumunca iş verilmişti. Aynı yıllarda, Avustralya Hükümeti de, kıtanın kurak topraklarında çalışmak üzere, bir radyestezisti resmi görevli olarak işe alıyordu.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Gelibolu Yarımadası'na çıkarma yapmış olan İngiliz Kuvvetleri için en mühim mevzu susuzluktu. Türkler çıkarma yapan kuvvetlerin susuzluktan kırılacağını düşünüyorlardı. Nitekim, su ikmali, Malta'dan büyük su gemileri ile yapılıyordu. Bu hem. çok zaman alan, külfetli bir işti, hem de yetersizdi. Sıcak çok fazla idi ve su ikmali en mühim bir problem olarak ortaya çıkmakta ve gün geçtikçe de kendisini daha şiddetli olarak hissettirmekte idi. Mevcut çeşme ve pınarlar ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktı.
İhtiyaç ve şartlar çok ciddi ve tehlikeli bir hal aldığı esnada generallere, Sapper Kelly isminde bir su bulucunun mevcudiyetini haber verdiler. Sapper Kelly Avustralya Hazır Kuvvetleri'ne mensuptu ve süvari tugayında idi. Hemen çağırıldı ve eğer böyle bir kabiliyeti varsa, yer altındaki suların nerede olduğunu göstermesi istenildi.
Kelly, ertesi sabah tetkikatına başladı ve 30'dan fazla yeraltı suyunun bulunduğu yeri işaret etti. Bütün bu yerlere sondajlar yapıldı ve her insana günde 4,5 litre düşmek üzere, tam 100.000 insana yetecek kadar su bulundu. Bu buluşun ne derece önemli olduğu, askerden başka binlerce katır ve atın bulunduğu düşünülürse, daha iyi anlaşılır. Çünkü bir katır, 20 insanın içtiği suyu içebilir.
Sapper Kelly'nin bu esnada kullandığı alet, küçük bir parça bakırdı. Kelly bunu elinde tutuyor ve ona bakarak nerede suyun bulunduğunu ve ne kadar derinlikte olduğunu söyleyebiliyordu. Halbuki bu tecrübeden önce mühendisler su bulmak için bir çok araştırmalar yapmışlar ve başarılı olamamışlardı. 1930 yılında Fransa'da, Katolik rahip Abbe Alexis Bouly, sarkacın radyestezideki kullanımını tanımlamak amacıyla '
radiesthesie" kelimesini buldu ve ilk radyestezi derneği olan "L'Association des Amis de la Radiesthesie'yi kurdu. Bunu, 1933 yılında, ingiliz Radyestezistler Derneği (British Scciety of powsers). 1937'de Almanya, daha sonra da Belçika, İsviçre, İtalya ve diğer bir çok ülkedeki radyestezi dernekleri izledi.
1931'de, Kanada'daki ingiliz Columbia'sı Hükümeti, yüzyılımızın en ünlü radyestezistlerinden biri olarak ün yapacak olan Bn. Evelyn Penrose'u, resmi görevli olarak işe aldı. Bn. Penrose, Kanada'da çalıştığı yıllarda, sadece su bulmakla kalmamış, çeşitli madenler ile petrol de bularak, % 90'i aşan bir başarı oranına ulaşmıştı. Bn. Penrose, radyestezi çalışmalarını, "Sınırsız Macera" (Adventure Unlimited, London, 1958) adlı kitabında anlatmaktadır.
Pogson ile Bn. Penrose'u, açtıkları yoldan, diğer bir çok radyestezist de izlemeye başlamıştı. Alman Hükümeti, aşırı derecede kurak bir sömürge olan Alman Güney-Batı Atrikası'na, su bulmada ve çiftlikler kurmada yardımcı olsun diye, Von Uslar adında bir radyestezist gönderdi. Von Uslar, % 81 oranında başarılı olmuştu.
2. Dünya Savaşında ise, Alman Mareşali Rommel, Kuzey Afrika'da ve İtalyan Ordusu da Arnavutluk'ta radyestezistler kullanmışlardı.
Daha sonra, Kenneth Roberts'in radyestezist Henry Gross hakkında yazdığı kitabın yayımlanması ile, 1950'lerde, Amerika'da radyesteziye duyulan ilgide bir patlama olmuştu. En sonunda, Amerika'da da 1961 yılında bir radyestezi derneği kuruldu.
Daha yakın zamanlarda ise, Vietnam'daki Amerikan Denizcileri'nin. Vietkong tünellerinin, mayınlarının ve gömülü tüfeklerinin gizli yerlerini tespit etmek amacıyla radyesteziden yararlandıkları açıklanmıştır. Amerikan Radyestezistler Derneği'nden Christopher Bird, 1973 yılında Praq'da (Çek Cumhuriyeti) toplanan Birinci Uluslararası Parapsikoloji ve Psikotronik Kongresi'ne, Amerikan Basınıının büyük bir ilgi gösterdiği bu uygulama hakkında ayrıntılı bir rapor sunmuştur.